Serviks (Rahimağzı) KANSERİNİN MOLEKÜLER BİYOLOJİSİ

Görsel

Tüm kanser tiplerinde olduğu gibi jinekolojik kanserlerde de hücrelerin çoğalmalarını, farklılaşmalarını ve ölümlerini düzenleyen genlerdeki (onkogenler, tümör supresör genler, apoptoz genleri .. gibi) değişiklikler rol oynamaktadır. Onkogenler hücre çoğalmasını aktive eden, tümör supresör genler ise baskılayan genleri kodlarken, apoptoz genleri programlanmış hücre ölümünden sorumlu genleri kodlamaktadır. Bu genlerin dışında son yıllarda DNA tamiri ile ilgili genlerin de kanser gelişimi ile ilgili oldukları belirlenmiştir. Bu bölümde en sık rastlanan jinekolojik kanserlerden, serviks kanseri, over kanseri ve endometrium kanseri gelişimindeki moleküler genetik  değişiklikler tartışılacaktır.

Serviks Kanseri

İnsan papilloma virus (HPV) enfeksiyonlarının serviks kanseri ve diğer anogenital kanserler için primer risk faktörü olarak kabul edilmesi, karsinogenez ile viruslar arasındaki ilişki anlamaya yönelik çalışmaların çoğunun serviks kanseri üzerinde odaklanmasına neden olmuştur. Skuamöz hücreli servikal kanserlerde % 90 dan daha yüksek bir oranda HPV varlığı belirlenmiştir. Gerek hücresel, gerekse moleküler biyolojik çalışmalarla HPV tip 16, 18, 26, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 54, 55, 56, 58, 59 ve 68 in servikal karsinogenez ile ilgili olabileceği, özellikle HPV tip 16, 18, 31 ve 45 in ise yüksek riskli viruslar olduğu gösterilmiştir. Papilloma virusun epitel hücreleri içindeki üreme döngüsü dönemlere ayrılır ve bu dönemler epitel hücre farklılaşma basamaklarına bağımlıdır. Skuamöz epiteldeki bazal hücrelerde hücresel DNA sentezi ve hücre bölünmesinin tamamlanabilmesi için gerekli koşullar vardır. Bu koşullar HPV için de uygun olduğundan, bazal hücrelerde kalıcı bir viral enfeksiyon oluşabilir. Ancak, bazal hücrelerde yalnızca virusun erken genleri eksprese olabilir ve HPV enfeksiyonu olan bir hücre bazal tabakadan granüler tabakaya doğru göç ederse farklılaşma programı başlar. 

Bilindiği gibi servikal karsinoma gelişiminde en önemli risk faktörlerinden birisi de sigaradır. HPV ile sigara kullanımının sinerjistik etkili olduğu, tütün içeriğinin HPV enfeksiyonu için kofaktör olarak görev yaptığı belirlenmiştir. Ek olarak herpes virus enfeksiyonlarının da papilloma viruslar ile sinerjistik rol oynayarak servikal karsinom oluşumunu indüklediği düşünülmektedir.

Bütün bu veriler serviks kanseri gelişiminin pek çok genetik değişikliği gerektiren çok basamaklı (multistep) bir olay olduğunu göstermektedir. Karsinogenez sürecinde HPV nin en önemli risk faktörlerinden birisi olduğu açıktır. Ancak şu anki bilgilerimiz serviks kanseri patogenezindeki rol oynayan tüm genetik değişiklikleri anlamada yeterli değildir. Günümüzde, moleküler genetik çalışmalar, hem serviks kanseri gelişimindeki biyolojik süreci tam olarak anlamamızı sağlamaya, hem yeni tedavi modaliteleri geliştirmeye, hem de aşılama çalışmaları ile primer risk faktörünü ortadan kaldırılmaya yönelik olarak sürdürülmektedir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s