Servikal intraepiteliyal Neoplazi – Tarihçe ve yaklaşımlar

Yaklaşık yüzyıldır serviksin skuamöz hücreli karsinomuna histolojik ve sitolojik olarak benzeyen ancak stromal invazyon yapmayan lezyonların varlığı bilinmektedir. Zamanla bu prekürsör lezyonların (CIN) tedavisi ile servikal kanserlerin önlenebileceğinin farkına varılmıştır. Bu düşünce servikal kanser ile ilgili sitolojik tarama programlarının gelişmesine temel oluşturmuştur. 1940-1970 yılları arasında birçok kuruluşta servikal intraepitelial neoplazi olgularında histerektomi uygulanmıştır. Reagan 1956 da normal servikal epitel ve karsinoma in situ arasındaki servikal lezyonlara displazi adını vermiştir. Epitel hücrelerindeki nükleer atipi, nukleus-sitoplazma oranları ve polaritenin kaybı ortak özelliklerdendir. Eptelial değişikliklerin derecesi ve kalınlığına göre displaziler hafif, orta ve şiddetli olarak 3 forma ayrılmış ve bu çeşit bir sınıflandırmanın karsinoma geçişdeki relatif potansiyeli yansıttığına inanılmıştır. Klinik olarak displazi bilhassa başlangıç aşamalarında reversibl bir patolojidir. Şiddetli displazi ve karsinoma in situ arasındaki fark genellikle oldukça siliktir.Sadece yüzeydeki tek bir sıra yassı hücre tabakası ayırımı yapabilir. Tedavilerinde belirgin bir farklılık olmadığı için bu ayırım gerekli değildir. DNA çalışmaları displazi, karsinoma insitu ve invazif kanserin ayrı ayrı değilde birbirinin devamı niteliğindeki lezyonlar olduğunu ortaya koymuştur. Richart 1968 de CIN terminolojisini ortaya atmıştır. Buna göre lezyonlar CIN I,II ve III olarak üçe ayrılmış ve şiddetli displazi ve karsinoma in situ aynı kategoriye konulmuştur. CIN terminolojisinde tüm lezyonların prekanseröz potansiyeli bulunduğu için hemen hepsinin tedavi edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ancak son 10 sene içerisindeki gelişmeler bu lezyonların tam bir devamlılık göstermediği ve bir takım özellikler taşıdığını ortaya koymuştur. Bugün servikal intraepitelial neoplazi iki ayrı grup hastalığı yansıtmaktadır. Birincisi HPV enfeksiyonudur ve virusun oluşturduğu sitopatik etkiler epitel hücrelerinde belirgindir (Koilositoz, multinükleasyon, perinükleer halo, nükleus büyümesi ve nükleer atipi). Bu etkiler tüm HPV enfeksiyonlarında görülebilir. Diğer HPV değişiklikleri ise basit bir viral enfeksiyondan ziyade gerçek bir neoplasm yada kanser prekürsörü olarak kabul edilmelidir ve HPV nin 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51 veya 56 tipleri ile ilgilidir. Serviksin preinvazif lezyonlarının biyolojisinin anlaşılması terminolojinin değiştirilmesine sebep olmuştur. Böylece 3 aşamalı CIN terminolojisine alternatif olarak 2 aşamalı Bethesda sistemi doğmuştur. Servikal intraepitelial neoplazilerde hangi terminoloji kullanılırsa kullanılsın, vurgulanması gereken iki önemli nokta mevcuttur.
Lezyonun histolojik görüntüsü; basit bir viral enfeksiyonu neoplasmdan ayırımda yeterli değildir.
Değişik laboratuarlarda değişik terminolojiler kullanılmaktadır. 1994 yılında WHO displazi ve CIN klasifikasyonunun da kullanılmasını tavsiye etmiştir.
ASCUS (Önemi belirlenemiyen atipik skuamöz hücreler): Tüm pap smearlerin % 5-10 unu oluşturur. Bu terminoloji jinekologları oldukça sıkıntıda bırakmaktadır. Esasen bir patolojiyi kaçırma korkusundaki sitoloğun tam tanımlayamadığı belirsiz bir antitedir. Olguların % 18-70 de displazi , % 5-10 H-SİL, az bir kısmında da invazif kanser mevcuttur. Bu hastalara hemen kolposkopi, pap smear tekrarı ve HPV DNA testi veya 6 aylık aralarla smear tekrarı uygulanabilir. Halen kesin bir yaklaşım şekli belirlenememiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s